Sezonu Kapatırken..

Yağlı Güreş dolu bir bahar + yaz mevsiminin sonuna gelirken insanın içini hüzün kaplıyor.. Hani Ebu Talip’in dediği gibi:” Ne zaman Ukaz Panayırı bitse o an içimi hüzün kaplar”

O şen şakrak şenlikler, yaşamdolu kıpır kıpır festival alanları yerini sessiz sadasız ıssızlıklara..

Zeytinyağı ve pehlivan terleriyle sulanan dualı çayırlar sararmış otlara dönecek.

Ermeydanlarının, sere serpe açık alanların, mis gibi havanın koçyiğitleri kapalı salonlara mahkum olacak..

En azından güz bitip kış geçene kadar.

Güreşseverler video ve bant kayıtlarından güreşi izlemekle birbirlerine o yıl içinde yapılan güreşlerdeki oyunlardan bahsetmekle yetinecek.

Müsabakaların harareti arttığı zamanlar tribünlerdeki hop oturup hop kalkmalar yerini alakasız muhabbetlere bırakacak.

En azından uzun bir süre yağlı güreş sohbetlerine ara verilecek.

Pehlivanlar ise şurası Karesi senin orası Acıpayam benim kah Kırkpınar kah Kumluca Türkiye’yi fır dönmeye üstelik de hem şoför hem yolcu hem sporcu hem malzemeci hem de tahsilatçı olmaya ara verecekler bir müddet.

Dinlenecekler..

O yıl içinde yaptıkları müsabakaları uzun uzun düşünme fırsatı bulacak ve önümüzdeki yıla nasıl hazırlanması gerektiğine karar verecek..

Çalışkan karınca misali çok çalışmış ve müsabakalarda iyi dereceler almışsa bunun neticesi olan ödülleri toplamış olacak ve kış dönemini maddi açıdan rahat geçirecektir.

Ya değilse! O zaman eyvah ki ne eyvah..

Gerçi her halükarda pehlivan için kış güç geçer.

Genç pehlivanlar örneğin; okuyorsa okul ve ders çalışmak ermeydanlarının alkışlanan yiğitlerine, bu, hayata erken atılan genç çalışanlara uyum sağlanması oldukça zor konulardır. Hele pehlivan psikolojisini düşündüğümüzde sınıftaki tahtada değil kar yağan pencerede olur sürekli gözleri.

Ne zaman bahar gelecek de o yenemediği rakiplerini bir bir devirecektir. Hayaller, hayaller..

Elinde Ayyıldızlı bayrak arkadaşlarının omzunda Kırkpınar’da tur atarken hayal eder hepsi kendini. O tur esnasında Başpehlivandır o. Hararetten yanan vücuduna su atarlar çarparlar arkadaşları ki serinlesin.

Serinlemek ne mümkün!

Sonra sıra gelir kürsüye çıkmaya. Gözler onlarda..

Flaşlar patlar yağdan kançanağına dönen gözlerinde. Mutluluk bu işte..

Takılan çeyrekler, akrabalardan veya güreş ağalarından çeşitli jestler. Kulübünün gözdesidir.

Ardından koşa koşa harcırah ve ödülünü almaya. Anne babaya soluk soluğa haber vermeler sevinçten ağlamalar..

Hele bir de Boy atlamışsa değmeyin keyfine.

Bütün bunları nerdeyse bir başına yaşayan bu genç yürek kendini nasıl derse verir! Geniş Ermeydanlarından daracık sınıflara nasıl sığar!

Okul açıldığında öğretmenin, okulun ve sınıf arkadaşlarının anlamı silikleşir. Bir çok ikilemi birden yaşar.

Evet bu bahsettiğimiz kişiler pehlivan.. Evet koçyiğit bunlar.. Evet güçlüler.. Evet zorluklara göğüs geriyorlar ama gözden kaçırdığımız bir husus var: Bunlar henüz birer çocuk. Hayatın yükünü bu genç omuzlar nasıl taşısın! Dilimiz varmıyor ama bunlar çocuk işçi sayılır farklı bir bakış açısıyla. (Genç ve okullu pehlivanların psikolojisi üzerine uzun bir yazı yazmak ve konuyu etraflıca ele almak şart)

Analar ve babalara sesleniyoruz: Bu genç yüreklere aşırı yüklenmeyin. Yol yordam gösterici olun, şefkat gösterin en önemlisi de sabırlı olun.

Tabi genç pehlivanlar da üzerine düşeni yapmalı ve okul zamanı okul güreş zamanı güreş yapmayı bilmeli. İkisini ayırt etmeli. İki rolü başarıyla üstlenmeli ve hakkını vererek muvaffak olmalı.

Başpehlivanlar “koltuk”u kapmış olmanın yerini sağlamlaştırmış olmanın rehavetine kapılmamalı. Deli gibi çalışmalı. Kendilerinden beklenen dürüst yağlı güreşleri ve zevkli müsabakaları seyirciye izletmenin çabası içinde olmalıdır.

Sezonu kapatırken.. Herkes önümüzdeki sezona daha sıkı hazırlanmalı ve Yağlı Güreş nasıl olur da dünyaca tanınan ve takip edilen bir spor dalı haline gelebilir ona kafa yormalı.

Salon Yağlı Güreşi gibi çıkmaz sokaklara girmenin hiç anlamı yok. Değinmiyorum bile.

Selam ve sevgiyle.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.