Türkiye Yağlı Güreş Federasyonu – 1

Bu başyazımızda Yağlı Güreş etkinliklerinin bir Federasyon çatısı altında yürütülmesinin idari, mali, teknik ve akli maslahatlarının yerindeliğini irdeliyeceğiz.

Herşeyin başında altını çizelim: Bu coğrafyadaki Yağlı Güreş geleneği halkın içinden kopup gelmiştir. Sivildir. Yağlı Güreş için kolbağlayanlar hiçbir dönem devletin, statünün, ordunun emir eri olmamıştır. Her ne kadar efsaneye göre ilk Yağlı Güreşçiler Osmanlı’nın öncü kuvvetleri olan yiğitlerden ise de mertlik gösterisi ve eğlenme için yaptıkları Yağlı Güreş dönemin iktidarları tarafından tesis edilmiş bir yapı değildi. Bu yiğitler askerlik görevleri dışında güreş tutmakta idiler. Vakıa; bir Alperen olan Sarı Saltuk Bey Kırkpınar Çayır’ında yağlı güreş tutturan yönetici olarak kayıtlara geçmiş olsa da halk bu beden terbiyesini ciddi biçimde benimsemiş ve zamanla tutkuya dönüşmüştür. Dolayısıyle Türkiye’deki ve Osmanlı bakiyesi diğer yurtlardaki Yağlı Güreşler yerlidir, folkloriktir, anonimdir ve ilanihaye tapusu Türk Milleti’ne aittir.

Şimdi birtakım aklıevveller bize Devlet ile Millet’i ayrı düşürmeye çalışıyor filan diyebilir. Desin.. Devlet ve Millet idarî açıdan ayrıdır zaten. Devlet; yönetim şekli, atanmışlar ve seçilmişler, bütçe, vergi alan – vergi veren, kanun koyan – kanuna uyan, ceza veren – cezayı çeken vb gibi yönlerden halktan kendisi kendisini ayrı tutar. Devlet, aygıtlaşabilmek için buna ihtiyaç duyar. Normali budur. Her ne kadar benim normalim farklı olsa da, bu böyledir.

Öte yandan devlet ve millet; ülkü birliği, vatan bütünlüğü, bayrak, dil birliği, huzur, insan hakları vb konularda içiçedir, ayrışma ve ayrılma kabul etmez, etmemelidir. Şüphesiz. Ama konumuz bu değil.

Bu yıl Kırkpınar’ın 656. sını seyrettik. 656 yıl dile kolay. ABD henüz kurulmamıştı. İngiliz Birleşik Krallığı da öyle. Kanada, Çin Halk Cumhuriyeti, Almanya, İtalya filan ufukta bile yok. Osmanlı yeni kurulmuş, henüz yeni yeni serpiliyor, Maya’lar, İnka’lar son demlerini içmişler bakıyorsun Yağlı Güreşler yapılıyor. Cem Sultanlar düşman elinde esir düşüyor bakıyorsun Yağlı Güreşler yapılıyor. İstanbul fethediliyor bakıyorsun Yağlı Güreşler yapılıyor. Osmanlı çökerten Karlofça Anlaşması yapılıyor bakıyorsun Yağlı Güreşler yapılmaya devam ediyor. Osmanlı geçip gidiyor, Avusturya – Macaristan İmparatorluğu, Japon Güneş İmparatorluğu bir bir tarihe gömülüyorlar Yağlı Güreşler yapılmaya devam ediyor. Genç Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor Yağlı Güreşler darbe dönemleri de dahil olmak üzere ara vermiyor sekteye uğramıyor, yapılmaya devam ediyor. Bu nasıl bir tutkudur. Yönetimler birer birer değişiyor devlet yönetim şekilleri değişiyor – ki bu süreçlerin ne denli kanlı ve sancılı olduğu malum- Dünya Savaşları ortalığı kasıp kavuruyor ama Yağlı Güreşler yapılmaya Pehlivanlar kolbağlamaya, çayırlarda dualar, salavatlar getirilmeye ara vermeksizin devam ediliyor. Nice kıtlıklar başgösteriyor, asker çağındaki pehlivanlar orduya alınıyor, bitmek bilmeyen savaşlardan bebeler annesiz, babasız kalıyor, tarlalar sürensiz, bahçeler meyve toplayansız, minareler ezansız hasılı yer demir gök bakır oluyor.. oluyor ama yine Yağlı Güreşler devam ediyor. Hem öyle devam ediyor ki halk kışları baharın gelmesini ortalığın şenlenmesini, çayırların dualarla salavatlarla çınlamasını, pehlivanların nasıl daha gürleştiğini, yiğitleştiğini görmek için sabırsızlanıyor, o kadar sabırsızlanıyor ki dönemin medyası olan efsanelere sarılıyor. Pehlivan efsaneleri türüyor. Gaddar Kel Aliçolar, Koca Yusuflar, Adalı Haliller, Siciminoğlu Halil Pehlivanlar ve daha niceleri minik çocukların yüreklerinde ulaşılmaz hayallere, masalsı yaşanmışlıklara, bilinçaltlarının derin bir yerlerinde her an ortaya çıkmaya hazır zıpkın gibi delikanlılar için rol modellere, bir ağabeye, bir ustaya dönüşüyor.

Kıspetler manda derisinden dana derisine, ağalar sponsorlara, şenlikler festivallere, tuş etmeler puanlamaya, altınlar pullara dönüyor.. dönüyor ama Yağlı Güreşler devam ediyor.

Yağlı Güreşlerin bu hem üzücü hem de kıvanç dolu tarafını başka bir başyazıya bırakalım. Devam edelim.

Uzun süreden beri Yağlı Güreş’in paydaşları olan pehlivanlar, ağalar, tertip heyetleri ve güreşseverler Yağlı Güreş etkinliklerinin daha kaliteli, daha düzenli ve daha seyire uygun zevk veren bir yönünün olması için önerilerde bulunuyor ve uygulama için çaba sarfediyorlar. Bunların samimi olanlarının tamamı takdire şayan.

Herkes kendisini bu sahipsiz(!) sporun sahibi zannediyor ve fildişi kulesinden altın öğütlerde bulunuyor. Ancak derli toplu, sahaya uygun aynı zamanda bilimsel nitelik de taşıyan bir çalışma göremedik bu zamana kadar. (Böyle bir çalışmanın varlığından haberi olanlar bilgi verirse memnun olurum) Hatta işin daha acı tarafı 656 yıldır [Burada bir parantez açalım: Tarihi Elmalı Yağlı Güreşleri Kırkpınar’dan daha eski bir geçmişe sahip olduğunu iddia ediyor. Belki de öyledir. Zaman ve bu bahsettiğimiz çalışmalar gösterecek. O zamana dek biz Kırkpınar’ı esas almaya devam edeceğiz] bir spor faaliyeti düzenleyeceksiniz ve yıl olmuş 2017 hâlâ organizasyon hatalarınız olacak, hâlâ düzensizlik ve başıbozukluk devam edecek! Akıl alır, inanılır gibi değil! Bu noktada Yağlı Güreşler bu yapısal sorunlarıyla kurumsal biçimde başaçıkacak, sorunlara uluslararası tecrübelerle çözün getirecek, yönetim devamlılığı olan, mali yeterliğe sahip bir Yağlı Güreş Federasyonu kurulmalı savunmasını önesürenlere kulak vermek yerinde olur.

Namık Erdem KAYA

8 Ağustos 2017 – ANKARA

Devamı haftaya…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.